Çekicilik Kavramı, Aşk Rastlantısal Mıdır?

Çekicilik Kavramı, Aşk Rastlantısal Mıdır?

Aşık olmak, bir çok kişinin midesinde kelebekler uçuşması hızlı kalp çarpıntıları el terlemeleri yemek yemenin büyük oranda azalması ya da aşırı yemek yeme olarak birtakım belirtiler ile tanımladığı, ve bu belirtilerin kişiyi içine çekmesi durumudur.

Aşık olmadan önce karşı cinsi cazip kılan özelliklere değinmekte fayda var. Bu özellikler cinsiyete göre farklılık göstermektedir. Erkekler, içsel olarak genlerini bir sonraki nesillere aktarma içgüdüsü ile “doğurganlığı yüksek” kadınları çekici bulurlar. Bu doğurganlığı yüksek olma durumu ise daha çok fiziksel özelliklere atfedilir. Erkeklere göre, daha genç, düzgün bir cilt, diri beden, parlak saçlar ve dolgun dudaklar; doğurganlığı simgeler. Erkekler kadınlarla kıyaslandıklarında fiziksel çekicilik ve dış görünüşe daha çok önem verirler. Hatta erkeklerin eşlerini çekici bulma oranı yükseldikçe, ilişkiyi sürdürme çabalarının da arttığı gözlenmiştir (Buss, Shackhelford, 1997). Ancak erkeklerin daha genç kadınları seçmeleri ile kastedilen gençlik değil doğurganlıktır. Ergenlik çağındaki erkekler ise kendilerinden biraz daha büyük kadınları tercih etmeleri bu kanıyı destekler niteliktedir (Kenrick, Keefe, Gabrielidis, Cornelius, 1996).

Kadınlar eş seçiminde, daha dikkatli davranırlar çünkü annelik yatırımı babalık yatırımına göre daha fazla zaman ve uğraş gerektirir. Annelik yatırımında çocuğun 9 aylık doğuma kadar olan süreci vardır. Bu yüzden erkekler genlerini devam ettirebilecek doğurganlığı yüksek kadınları tercih ederken kadınlar çocukları için “kaynak sahibi” olan erkeklerle eşleşmeyi tercih ederler. Atalarımızda bu durum hayatta kalma özelliği daha baskın, saldırgan olan erkeklerken, günümüzde iyi bir mesleğe sahip olması, hırslılık düzeyi yüksek, olarak evrilmiştir. Bir araştırmaya göre, lisans mezunu kadınların baskın erkekleri yumuşak huylu erkeklere göre daha çekici bulduklarını söylemişlerdir (Sadalla, Kenrick, Vershure, 1987). Baskın erkeğin, tuttuğunu koparmada yumuşak huylu erkeğe göre ailesinin gereksinimlerini karşılamada daha becerikli olacağı düşünülmektedir. Erkeklerin karşı cinsi etkilemeye çalışmada maddi kaynakları kullanması da bu bilgileri doğrular niteliktedir (Buss, Schakelford, 1997). Bu demek değil ki kadın eş seçiminde yalnızca baskın ve bencil bir erkekle eşleşir, bu noktada hayatta kalma değerini sorgulanması gerekir, bu kaynaklara sahip ama elindekini paylaşmada yetersiz olarak görülen erkek zamanla avantajını kaybedecektir. Lisans mezunu kadınlar üzerinde yapılan araştırmaya göre, yardımsever ve cömert olan erkekler baskın olanlara göre kısa ve uzun vadeli ilişkilerde daha çekici bulunmuşlardır (Jensen- Campbell, Grazino, West, 1995).

Buna ek olarak her iki cinsiyette de karşılıklı sevgi ve şefkatin eş seçiminde en önemli kriter olduğu saptanmıştır (BenHamida, S. Mineka ve diğerleri, 1998).

Çekici gelen birey atalarımızdan gelen içgüdüsel bilgilerimize göre belirlendikten sonra, duyguların yoğunlaşması ile vücutta çeşitli farklılıklar meydana gelmeye başlar. Beynin ödül yolağı olarak adlandırılan, zevk verici eylemler sırasında uyarılan talamus, hipotalamus ve ardından duygu merkezi olarak adlandırılan amigdala uyarılır. Sonrasında nörotransmiter salınımı başlar, serotonin, dopamin, nöroadranelin gibi nörotransmiterlerden daha sonra duyguların bağlılık nişanesini sağlayan oksitosin salgılanır.

Madde bağımlılıklarında karşımıza çıkan dopaminin aşkla ne ilgisi var? Ne yazık ki sürekli madde kullanımı ile bağılılık geliştirmeyi sağlayan dopamin, aşk ile sürekli salgılanarak bu seferde kişiye bağımlılıkta etkin rol oynuyor. Çok mekanik olarak görülen bu sisteme Sigmund Freud ise “aşk yoktur, libido vardır” der. Freud'a göre aşk, cinsel içgüdünün bir türevi, dönüşmüş bir biçimidir. Aşkta saf cinsellikte olmayan bir sevgi ve şefkat boyutu vardır.

Sigmund Freud, karşı cinste beğeniyi ise Oedipus kompleksi ile açıklar, erken çocukluk dönemlerinde çocuk karşı cinsteki ebeveynine karşı yoğun ilgi duyar, hatta bu ilginin getirisi ile eş cinsinde olan ebeveyni ile bir çekişme içine girer ve daha sonra karşı cinsteki ebeveynin hayatında biri olduğunun farkına varır ve bu imkansız aşktan kendini alıkoyar ama yapacağı bir şey vardır o da karşı cinsteki ebeveyni gibi bir eş bulmak için eş cinsinden ebeveynine benzemek. Örneğin erkek çocuğu, annesine karşı yoğun ilgi duyar fakat annesinin hayatında biri vardır, babası. Bu durumda bu imkansız aşktan vazgeçer ve babasına benzer, annesi gibi bir eş edinebilmek için. Oedipus kompleksinde, erkek çocuklarda hadım edilme korkusu ile ebevynlerden uzaklaşma yaşanırken, kız çocukları ise yaşadığı penis kıskançlığı ile annesine öfke duyar ve babasına sahip olmak ister, çocuklar cinsiyet rollerini gelişmesi ile bu karmaşadan kurtulacaktır. Psikanaliz kurama göre, eş seçiminde ebeveyne bezeyen eşlerin seçileceği çıkarımını yapmak çok da zor değildir. Siz eş seçerken nelere dikkat ediyorsunuz? Sizce aşk rastlantısal mı?

 

KAYNAKÇA

Buss, D. M., & Shackelford, T. K. (1997). Human aggression in evolutionary psychological perspective. Clinical Psychology Review, 17(6), 605–619

Kenrick, D. T., Keefe, Gabrielidis, C. & Cornelius, J. S.( 1996). Adolescents age preferences for dating partners: Support for an evolutionary model of life history strategies. Child Devoplament, 67, 1499-1511.

Edward K. Sadalla, Douglas T. Kenrick, and Beth Vershure, Dominance and Heterosexual Attraction, Four experiments examined the relation between behavioral expressions of dominJournal of Personality and Social Psychology, 1987, Vol. 52, No. 4,730-738

From Vigilance to Violence: Mate Retention Tactics in Married Couples

David M. Buss and Todd K. Shackelford of Personality and Social Psychology, 1997, Vol. 72, No. 2. 346-361

Jensen-Campbell, L. A., Graziano, W. G., & West, S. G. (1995). Dominance, prosocial orientation, and female preferences: Do nice guys really finish last? Journal of Personality and Social Psychology, 68(3), 427–440.

BenHamida, S., Mineka, S., & Bailry, J. M. (1998) Sex differences in perceived contorollability of mate value: An evolutionary perspective. Journal of personality and social psychology, 75, 953-966.